Almanya’ya Nereye Gidiyor?
Almanya'nın yeni parlamento seçimleri, ülkenin siyasi manzarasını kökten değiştirerek

Hüseyin Baraner
-Almanya'nın yeni parlamento seçimleri, ülkenin siyasi manzarasını kökten değiştirerek, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana en sarsıcı etkilerden birini yaratabileceğini gözler önüne seriyor.
Almanya, uzun yıllar boyunca barış -sosyal adalet ve büyüyen güçlü ekonomi temelleri üzerine kurulu bir siyaset izledi. Bu sağlam temeller, Almanya’yı istikrarlı bir demokrasi ve hukuk devleti olarak ayakta tuttu. Yetmiş beş yıldan bugüne süren zamanda bu imaj ile dünyanın üçüncü ekonomisini, Avrupa’yı yaktıkları ikinci dünya savaşının külleri üzerine inşa etmeyi başardılar.
Şimdi Alman siyasi dinamikleri yorgun ve çaresiz birazda ve yalnız!
Son derece vasıfsız ve dünyanın gerçeklerinden uzak kişilerin yönettiği Federal Almanya’ya son on yıl hiç yaramadı; talihsizlikler üst üste geldi.
Almanya şok üstüne şok yaşadı. Son on yılda her şey kötü, hem de çok kötü gitti.
Suriye'deki iç savaştan kaçan bir milyon mültecinin üstüne bir de Ukrayna’dan gelen 900 bin mülteci Almanya'nın sokaklarını doldurunca, Almanya’nın sosyal kasadaki birikintisi hızlıca azaldı; bitmeyen- siyasetin 50 yıldır çözüm bulamadığı yabancı sorunu yine birinci gündem maddesi oldu. Almanya’da son 60 yılda yabancılar ve Almanlar arasında zar zor kurulan entegrasyon süreci tehlikeye girdi. Hem Alman hem de yabancı kökenliler kendilerini rahatsız hissetmeye başladı; sosyal yaşam ve birliktelik zarar gördü. Herkes öz kültürünün kabuğuna çekildi.
Trenlerde, otobüslerde Sokakta kimse kimsenin yüzüne bakmaz oldu, başlar eğik ve yere bakıyordu. Almanlar ile Göz göze gelen tabancı görğnğmlğler ise “ben yeni değilim , çok uzun yıllardır Almanya’da yaşıyorum “ bakışı takınıyordu.
Zaten pandemi sonrası Almanya, sosyal ve ekonomik yapısal zorluklar yaşıyordu. Almanya’da paylaşım makası çok açılmıştı. Almanya’nın hiç yaşamadığı bir pahalılık az kazananları iyice ezmeye başlamıştı.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’yı Almanya yapan, tüm dünyanın takdir ettiği çalışkan ve keşifçi Almanların çoğu vefat etmişti ya da şu an emekli olmuştu; Alman sanayisi kalifiye eleman bulamıyordu. "Made in Germany" kavramı tehlikeye girdi.: Bunun üstüne özellikle sanayi yatırımları için aşırı bürokrasi ve son derece denetleyici uzun kriterler listesi eklendi. Bu, Alman ekonomisini boğdu; sanayi yatırımları yavaş yavaş yurtdışına kaçmaya başladı. Öte yandan, iş bilen yabancılar Almanya’yı tercih etmiyordu. İnovatif ve vizyoner olan yabancı iş gücünü
Almanya bitmeyen yabancı, göçmen, mülteci tartışmalarından dolayı elinden kaçırıyordu. Nitelikli elit yabancılar göçmen muamelesi görmek istemiyordu. Buna karşılık Almanya’ya sığınan Mültecilerin çoğu basit işlerde çalışıyor ya da küçük esnaflığa eğilim gösteriyordu veya devletin sosyal yardımları ile hiç çalışmadan yaşama devam etmek istiyordu:
Ancak dünya durmuyordu.
Almanlar artık özellikle otomotiv ve makine sanayisinde rakipsiz değildi. Daha düne kadar 'çakma çakmak' bile yapamayan Çin’in inanılmaz yüksek teknolojik buluşlarının yarattığı acımasız rekabet, Almanya’yı şoke etmeye devam ediyordu. Alman sanayi gruplarında büyük tedirginlik başlamıştı. Yüksek sayıda işten çıkarma süreci devam ediyordu. Dev markalar zarar ediyordu.
Esasında küresel anlamda Pandemi süresinde ekonomiye destek ve yardım programlarında en iyi performans gösteren ülkelerin başında gelen Federal Almanya’nın belini daha çok Alman ekonomisi için son derece hayati önem taşıyan ucuz Rus gazının kesilmesi kırdı
Alman sanayisinin olmazsa olmazı ucuz enerji idi; ucuz enerji olmadığı müddetçe Alman sanayisinin rekabet gücü yüzde 70 azalıyordu.
Bunlar yaşanırken, ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra Federal Almanya’nın maddi ve manevi anlamda en büyük destekçisi, savunucusu, koruyanı, hamisi olan Amerika Birleşik Devletleri, Almanya’ya sırtını çevirdi. ABD’de de ikinci Trump döneminin demokratik yapıdan daha otoriter bir oligarşik rejime doğru kayış sinyalleri, Alman sistemi ile uyumsuz zorlukların su yüzüne çıkmasına neden oldu. Trump, herhangi bir Rus saldırısında Avrupa’yı ve Almanya’yı savunmam demesiyle büyük bir şok dalgası oluşturdu.
Transatlantik yapı çatırdadı:
Ayrıca Trump ve Musk yönetiminin mevcut Alman hükümetini sürekli aşağılaması ve aşırı sağ Alman AFD partisinin açıkça desteklenmesi, insan hakları, basın özgürlüğü ve her şeye rağmen yüzde 99 işleyen demokrasi üçgeninde büyümüş Almanları derinden sarstı.
Bu olup bitenlerin hepsi, ikinci Dünya Savaşı’ndan bugüne kadar nispeten büyük bir sos yo-ekonomik ve kültürel başarı gösteren, halkını barış içerisinde sosyal adalet sistemi ile mutlu bir şekilde yaşatmayı başaran Almanya’nın bir nevi ‘Midlife’krizine girmesine neden oldu
Almanya, şu an kendisini Avrupa’nın ortasında hiçbir zaman olmadığı kadar yalnız hissediyor.
Almanya’nın hareket alanı daraldı.
Almanya Rusya ile Amerika arasında bir nevi mengeneye sıkışmış durumdan nasıl çıkacak?
Bu ortamda Almanya, dün parlamento seçimlerini yaptı.
Almanların dörtte biri aşırı radikal sağa oy verdi.
Ancak her ne olursa olsun hiç bir zaman ve şartta aşırı sağ ( AFD) ile ortak çalışmam diyen partilerin oy oranı yüzde 79 !
Bunu söylemi son günlerde en çok vurgulayan ekonomi uzmanı olan Friedrich Merz, Federal Almanya’nın yeni şansölyesi olarak muhtemelen güven oyu alacaktır.
Almanya’daki Türkler ile bugüne kadar pek fazla alışveriş ve yakınlığı olmayan Merz özünde ne kadar elit görünse de alman toplumunu çok iyi tanıyan bir yönetici ve Türkiye’nin önemini çok iyi kavramış durumda ve en önemlisi etrafında bu zamana kadar genelde Türkiyeyi kötüleyerek milletvekili olan Türk kökenliler yok!
Almanya, yeni bir döneme giriyor ve bu yeni dönemin nasıl şekilleneceği, biz Türkler açısından oldukça dikkatle takip edilmesi gereken bir süreç olacak.
Bu seçimlerin ardından Almanya’nın karşılaşacağı sorunlar ve atacağı adımlar, yalnızca ülkenin iç politikasını değil, Avrupa ve dünya siyasetini de derinden etkileyebilir. Türkiye'nin konumu ve gücüne yeni bir bakış kazandırabilir:
Bu seçimler Almanya’yı daha olgun ve gerçekçi yapacaktır ve ileriye yönelik ivedilikle ekonomiyi yeniden düzenleyen, hızlandıran ve canlandıran kararların yanında mutlaka göç ve mülteci politikasının sağlam temellere oturtulması sağlanacaktır.
Bu son on yıl, Almanya’yı derinden sarstı, yalnızca çökertmedi. Bundan sonra Almanya, alacağı doğru kararlarla ABD ve Rusya baskısı ve kontrolünden kendisini kurtararak yeni bir güçlü bağımsız Avrupa inşa etme sürecine başlayacaktır.
Bu seçimlerin Türk turizmine etkisi olumlu olarak kendisini gösterecektir, zira Türkiye’nin ve Türk halkının, Türk coğrafyasının önemi yeni kurulacak, güçlendirilecek ve yeniden yapılandırılacak Avrupa için son derece önem arz etmektedir. Amerika tarafından terk edilmiş, Rusya tarafından devamlı tehdit altında tutulacak Avrupa Türkiye’yi içine dahil etmeye mecbur kakacaktır.
Türkiye olarak şimdi ivedilikle Alman toplumu ve ekonomik dinamikler ile birlikteliği ve ileriye yönelik iki ülkenin birbirine daha yakınlaşmasını sağlayacak çalışmaları başlatacak STK‘ları ve yapıları güçlendirmemiz ve Almanya’da ciddi lobi faaliyetleri başlatmamızın tam zamanıdır diye düşünüyorum.
Dolayısıyla Türkiye’ye bakış daha pozitif, daha dengeli bir hale gelecektir; bu da turizmde, özellikle pazarlamada bizim turizmcilerin önünü açacaktır.